BÖLÜM ÖZETİ

1001 İş podcast serisinin 11. bölümünde mikro yeşillikler ile temiz mineral ve vitamin ihtiyacına yönelik olarak geliştirilen tarım yöntemlerini ve bu yöntemler üzerine kurulan işleri konuştuk.

 

BÖLÜM KAYNAKLARI

 

BÖLÜM KONUŞMALARI

 

Burak Seyman: 1001 İş’in 12. bölümüne hoş geldiniz, ben Burak Seyman. Bu bölümde bir çevre sorununa çözüm bulurken sosyal fayda odaklı bir iş haline gelen Ocean & Co markasını inceleyeceğiz. Detayları konuşmak üzere sözü Ahmet Bey’e bırakıyorum.

Ahmet Caner: Şimdi Ocean & Co Amerika’da bir girişim ve temel amacı aslında okyanusu korumak, okyanusta yaşayan canlıların hayatına gerekli hassasiyeti ve saygıyı gösterrilmesi için insanları, gençleri bir araya toplayan ve bununla beraber bir marka yaratan bir girişim. Burada hem eco friendly yani doğaya zarar vermeyecek bileklikler yapıyorlar, kolyeler yapıyorlar. Bunu da yaparken aslında 4 veya 5 tane sayılı partner firmaları var bunlar kar amacı gütmeyen organizasyonlar. Birçoğu da deniz hayvanları özellikle kirlilikten etkilenen deniz hayvanlarını kurtararak yani tedavi ederek tekrar okyanusa dönmelerini sağlıyor. Bu firmanın sağladığı şey şu: Sizin aldığınız bilekliklerin önemli bir bölümünü bu ortaklarıyla paylaşıyor ve onlara destek oluyor. Siz de bu vesileyle destek oluyorsunuz ki burada asıl sundukları hizmet sizi kurtardığınız kaplumbağanın imitasyonunu ve bilgilerini bileklik olarak veriyor ve tedavi edildikten sonra temiz okyanusa salındıktan sonra nasıl yaşadığını gps kanalıyla takip edebiliyorsunuz ve yaptığınız iyilik denizde yüzerken siz de bu bileklikle bunu hayatınızın içine katmış oluyorsunuz.

Kadir Köymen: Bir yandan da videoda işte bir bu deniz kaplumbağalarının herhalde işte ne yapılıyor burada bilmiyorum ama sağlıklarının iyileştirildiği tesisin görüntülerini görüyoruz. Burada yine organizasyonun plajları temizleme, habitatı iyileştirme çalışmalarını görüyoruz.

Burak Seyman: Burada şöyle bir ayrıntı var Ahmet Bey’in bahsettiği deneyim üzerine düşünürsek zaten Ocean & Co gibi belki birçok firma vardır. Odağı sosyal fayda olan ve bir şekilde gelirlerinin bir kısmını sosyal fayda ya da herhangi bir gelir amacı gütmeyen kuruluşlara bağışlayan birçok marka vardır ama burada Ocean & Co’nun yaptığı şu: Siz yaptığınız iyilikten aynı zamanda nasipleniyorsunuz diyelim yani yaptığınız iyiliğin karşılığını bir şekilde kendiniz de yaşıyorsunuz. Bu arada belki bu marka 50ye yakın ürün satıyor, sadece 2 tür üründe bu Ahmet Bey’in bahsettiği deniz kağlumbağası takip özelliğini sunuyor. Siz hem bu deniz kaplumbağasının bulunduğu aksesuarı satın alarak bu oluşuma bir destekte bulunuyorsunuz hem de fayda sağladığınızı gerçekten yaşıyorsunuz. Bu şöyle bir şey değil: ‘’Biz şu kadar para kazanıyoruz bunun %10 unu şu kuruma veriyoruz.’’ Değil, biz sizin de bu oluşum içerisinde sağladığınız faydadan haz duymanızı, bu faydadan sizin de keyif almanızı istiyoruz deyip böyle bir uygulama geliştirmişler ki ben de daha önce böyle bir şey görmedim. Temelde diğer markaları bu markadan ayıran en temel özellik bence bu.

Kadir Köymen: Evet alışık olmadığımız bir konu, alışık olmadığımız bir para kazanma şekli. O yüzden gerçekten çoğunun böyle algılamakta belki de istemsiz olacağı bir şeyi örnek üstüne konuşuyoruz onu ben de fark ediyorum ama burada biz insanların ne kadar da çok değişik şekillerde ihtiyaçları olduğunu sadece kendi ihtiyaçlarını karşılamak değil bir insanın ihtiyacı kendisi dışındaki başka insanların ihtiyaçlarını karşılamak da bazen bizim ihtiyacımız olabiliyor ve bazen bunu yapmak için de bize yardım gerekebiliyor. İşte bu tarz aracı şirketler sizin başkasına yardımcı olmanıza yardımcı olabiliyorlar bir nevi ve bu sayede size aradığınız hizmeti sunmuş oluyorlar ve özellikle kalkınmış toplumlarda bu duyarlılık daha da fazla seviyede insanlar özellikle kendi karnını doyurduktan sonra başkasının karnını doyurmak, başka insanların başka hayvanların dertleriyle dertlenmek fırsatı buluyorlar. İşte o yüzden de burada oradan bir ekonomi çevrilebildiğini görüyoruz. Tabii Türkiye içerisinde mesela burada iç pazarda bir para kazanmak belki ya da bu anlamda belki bir farkındalık oluşturmak ve bunu ticari başarıya çevirmek ne kadar mümkün onu tartışırız ama bu organizasyon birkaç milyon dolarlık ciroyu rahatlıkla yapmış değil mi o sayıları söyledik mi belki ben o sayıları atlamış olabilirim neydi o şeyler? Ben yine paraya getirdim konuyu…

Ahmet Caner: Kadirciğim yine sayılara geldin buradan iyilik esaslı bir girişimden bahsediyorduk ama evet haklısın ilk senesinde girişim 2 milyon dolar ciro yapıyor. Şimdi tabii burada sadece öyle düşünmemek lazım. Ben iyilik yapma ihtiyacını gündelik yaşama indirdiğimizde belki bu doğru örnek olmayacak ama hani dilencilik ekonomisi bitmediğine göre dünyanın eskimez sektörlerinden diyebiliriz. İnsanlar aslında başkasına yardım ederken kendine de yardım ediyor. Biz modern dünyanın gerekliliği için konuşursak biz kendi ülkemizde sadece kendimiz için değil dünya için de kurmamız gereken değerler var. Biz de caretta carettaların sadece aslında bize ait değil dünyaya ait önemli bir varlık. Belki UNICEF’in envanterime girmiş birçok değerimiz var.

Kadir Köymen: Tüm dünyaya ait caretta carettalar kesinlikle katılıyorum. Böldüm özür dilerim Ahmet Bey.

Ahmet Caner: Yok ben burada bitirecektim buradan bir fikir geliştirebiliriz Kadir, sen burada düşün, buradaki herhangi bir değerimiz sadece bizimle ilgili değil, paylaşım yaratılırsa dünyada da birçok katılım olur. Burada hem para kazanırız hem değerimizi marka yaparız.

Kadir Köymen: Çok doğru bu da bir nevi turizm gibi bir şey. Turizm yerli şeylerimizi güzel işte tatil alanlarımızı deneyim alanlarımızı dünyaya açıyoruz diyoruz ki gelin siz de buradan istifade edin ve dolayısıyla bu şekilde para kazanıyoruz ama bir nevi bütün dünyadaki herkesin mesela burada caretta carettalar güzel örnek ayakta kalması gereken diğer insanların yardımına muhtaç pek çok şey var burada ve dünyada bir şeye yardımcı mı olmak istiyorsunuz bir katkı mı yapmak istiyorsunuz tamam gelin burada da yardımcı olacak şeyler var deyip bunların da pazarlanması iyi hissetmek istiyorsanız gelin buradaki şeylere yardımcı olarak iyi hissedin üzerine çok enteresan ürün ve hizmetler geliştirilebilir.

Ahmet Caner: Mesela biz şu anda Türk topraklarımızda korunması gereken sadece bize ait olmadığını düşüneceğimiz bir şeyler yazsın arkadaşlar. Bunlardan biri Kapadokya sadece bize ait değil yani dünya mirası sayılır yine caretta carettalar dünya mirası sayılır.

Kadir Köymen: Çok doğru. Tabii şöyle bir farkı da iyi fark etmek lazım. Diğer insanların iyi niyetlerinden para kazanmak istediğimizde çok daha empati kurabilecekleri hikayeler çıkartmak lazım mesela Kapadokya’yı korumak gerçekten güzeldir ama Kapadokya’yı korumak için insanın yüreği çarpmaz. Orada aciz bir kaplumbağanın yaşam mücadelesi vermesi gibi ya da daha doğrusu canlı bir tabiatın belki önce hayvanlar daha sonra bitki örtüsü ve tarihi eserler gibi sıralama yapmak gerekiyor. Belki tarihi eserler söz konusu olduğunda bir yabancıyı heyecanlandırmak zor olabilir ama canlı bir tabiat örtüsü vs. gibi konularda ve özellikle caretta caretta gibi sadece bu topraklarda yaşayan türlerle alakalı bir ürün ve hizmet geliştirilebilir. Çok güzel ama gerçekten de bu tüketim Ocean & Co adlı şirketin sadece ” Paranızı alıyoruz ve iyi hissettiriyoruz” dan öteye gitmiş olması çok önemli. Bu takip sistemi bu kaplumbağalar benim bakım ve rehabilitasyonunu sağladığım bu kaplumbağalar şu an neredeler nereye gidiyorlar bunu gösterebilmek bir aplikasyon üzerinden olayın aslında çığır açıcı kısmı yani normalde hiç düşünmeyen bir insanın bile biz de verelim 3-5 kuruş biz de şu kaplumbağamız nerede görelim dedirtebileceği bir şey o tarz şeyler çok bence etkisi oluyor. Bu ve benzeri şeyleri bizler de düşünebilir, uydurabiliriz.

Burak Seyman: Burada şöyle bir taraf da var biz şimdiye kadar birçok bölümde hani rakamlar üzerinden konuştuk daha analitik yaklaştık dedik ki işte bakın bu şekilde bir pazar var böyle bir talep var bu talebe yönelik olarak da bu ürünün teslimat çözümü daha iyi olduğu için biz bu ürünü inceliyoruz veya işte ürünün kendisi her gün karşılaştığımız temel bir soruna çok temel bir soruna yani yemek pişirme sorununa şahane bir çözüm sunduğu için biz bu ürünü inceliyoruz ama bu tarafta bu işte şimdi analitik taraftan daha uzak insanların biraz daha duygusal tarafına hitap eden belki bu bizim yemek yemek kadar önemli bir ihtiyacımız başkalarına yardım etmek ya da bizim dışımızdaki varlıklara yardım etmek diyebilirim. Bu konuda da sadece pazar tespiti yapıldı ürün şahane çok güzel çalışıyor ama bir de müşteriyle duygusal bağ kurma aşaması var ki zaten uzun süreli markaların temelinde böyle bir duygusal bağ yatıyor bunu da sağlamak için bu tarzda bir uygulama bu tarzda bir mesajla aslında o markaya karşı bir yani sempati bir duyarlılık oluşturulabiliyor. Bu da bu işin analitik tarafından uzak duygusal tarafını besliyor.

Kadir Köymen: Aynen şu anda canlı izleyen bir izleyicimizin bir yorumu da çok enteresan bir iş fikrini ortaya atıyor, şunları söylemiş: Hristiyanlığın kökleri Anadolu’da ve o kültürün korunmasıyla alakalı dünya genelinde bir hassasiyet var bu da işte eski Hristiyanlığın kökü Anadolu’daysa işte eski kiliselerdir , eski tapınaklardır , eski eserlerdir, miraslardır bunların da korunmasıyla alakalı dünya çapında hassasiyeti olan ve buna bir destek vermek isteyen insanlar da olabilir diye çok hoş bir detay hatırlatmış ki Kapadokya da mesela korunması bakımında o anlamda birçok kişinin ilgisini çekiyor. Paylaştığınız diğer linklere bakayım ben o zaman.

Burak Seyman: Ahmet Bey’in mikrofonu kapalı biraz konuştu bir şeyler söyledi ama onu unuttu.

Kadir Köymen: Ha evet ben de diyorum bi sessizlik neden oldu, Ahmet Bey söze girmiş ben duymamışım. Bu da son bölümün şeyi oldu artık.

Burak Seyman: Aynen. Hala deneysel ilerlediğimizin ispatı. Sonuçta işi bitirmeye çalışıyoruz sadece.

Kadir Köymen: Bu arada grafiği medyada Ayasofya göndermesi var hocam çok yanlış anladınız olayı diye bir şey olmuş Ayasofya’da yine enteresan bir şekilde kültürel olarak pek çok kişiyi ilgilendiren bir miras. Ben aslında olayı biraz şeye çekmeye çalışıyorum hayvanlar, bitki örtüsü, tarihi eserler falan diye bir sıralamaya koyduk ya empati kurma kabiliyetimizin olduğu sıra. Bir de bunun en başında insanlar var. Tabii ki çok yanlış yere gitmesini falan da istemiyorum şu anda sesli düşünüyorum ama şunu çok sık görürürüz: Afrika’daki açlık içerisindeki çocuklara yardım. Mesela bu bir Alman da bir Japon da bir Amerikalı da onların emekleri insan gibi insanlığının da çok yüreklerini çarptıran ve bir parçası olmak istedikleri aylık olarak para harcamaya hazır oldukları bir problem ve bu belki de endüstrileşti bizim haberimiz bile yok belkide bundan çok ciddi şeyler çeviren kurumlar, vakıflar oluştu. Her ne kadar non-profit de olsa çalışanlarına refah getiren belki kurumlar kurdular bilmiyoruz. Öte yandan öyle şeyler öneriyorlar ki bu çocukların düzenli olarak fotoğraflarını yolluyorlar onlara giydirdiğimiz kıyafetlerin resimlerini yolluyorlar çocuklar mutluyken sizin onlara sağladığınız refahı yaşarken işte mektup yazıyor çocuklar onlara sponsor olan aileleri çok mutluyuz, teşekkür ederiz falan gibi ve böyle şeyler de var çünkü en güçlü empati insanın insana duyduğu empati gerçekten. O anlamda tabii ki içler acısı bir durum, bir ülkenin kendi insanlarına bakamayıp bütün dünyadaki toplumlardan bize yardım edin çağrısı yapması ama dediğim gibi en başa da onu koymak lazım bu listede. Yardımlaşmaysa, insanın kendini iyi hissetmesiyse önce başka insanlara yardım etmesi söz konusu olabiliyor.

Ahmet Caner: Sesim geliyor mu ?

Kadir Köymen: Evet şu anda geliyor.

Ahmet Caner: Tamam. Burada aslında bir faktör şu: Eskiden de turistler ziyaret ediyordu ve Kapadokya’yı görüp gidiyordu ama aldıkları hediyeyle acaba bir bağ kuruyorlar mı biz bunu kurabiliyor muyuz bir senaryoyla birleştirebiliyor muyuz yani bu örnekte bunların hepsi var. Bir de tabii şöyle bir şey var mesela biz kendi değerlerimizden ne kadar haberdarız bunları pazarlayabilmek için ne kadar donanıma sahibiz yani şu anda son aklıma gelen Göbeklitepe son dönemde son 4-5 senedir ortaya çıkan dünyanın ilk tapınağı hatta bununla ilgili bir dizi yapıldı ama biz bununla pazarlamasıyla ilgili herhangi bir girişim,ürün geliştirdik mi emin değilim.

Kadir Köymen: Çok doğru, bir tane dizi yetmez. Çok fazla hikayeleşmesi lazım, anekdotlara, eserlere, fotoğraflara, landmark olarak pek çok hikayeye katılması lazım Göbeklitepe’nin ve pek çok elimizdeki diğer şeylerin.

Ahmet Caner: Yani bu ben tekrar şuraya gelmek istiyorum, lütfen şunu düşünsün herkes: Eğer bir turist burada bir şeyle ilgileniyorsa onunla bir bağ kuruyorsa kendini iyi hissetmesi de olabilir, ilk defa söylediği bir şeye bakmak da olabilir ben Göbeklitepe’yi bu şekilde anlasam,dinlesem kesinlikle arkadaşlarıma anlatmak isterim. Biz daha önceki bölümlerde merchandise anlattık ama buradaki daha farklı bir şey, burada bu işin içinde olmak sürekliliği arz ediyor ve aslında mission driven entrepreneurship diyorlar aslında bir görev ve grupla beraber hareket etmenin girişimciliğe dönüşmesi.

Kadir Köymen: Yine az önce konuştuğumuz dizinin adı Atiye, Netflix’te yayınlanan bir dizi buradan arkadaşlarımız onu da eklemişler. Göbeklitepe’de çalışmaların 95 yılında başladığını da söyleyelim.

Burak Seyman: Burada şöyle bir ekleme yapmak istiyorum, aslında burada Ahmet Bey’in söylediği kavramdan gidersek, mission driven entrepreneurship kavramından gidersek, hani şöyle bir durum var işte işletmecilik veya girişimcilik böyle daha çok para kazanma odaklı insanların işi gibi işte nasıl diyeyim böyle çok maddiyat odaklı insanların işi gibi anlaşılıyor bazı kesimler tarafından. Bir grup diyor ki bana şu kadar para yeter ama bu grubun daha çok mesela bazı sosyal sorunlara parmak bastığını, o taraflarda daha fazla çözüm gerektiğini düşündüklerini görüyoruz. Bu o zaman şöyle bir şey yapabiliriz bu Ahmet Bey’in söylediği kavram üzerinden gidersek, önce bir misyon belirleyip, yani benim misyonum deniz kaplumbağalarına daha iyi yaşam ortamları sağlamak olur bunun üzerinden hem deniz kaplumbağalarına bunu sağlayabilecek hem de bunu sürdürebilecek kılan bir iş kurabilir miyim sorusunu sormamız lazım.

Ahmet Caner: Burak burada daha basit bir şey var zaten böldüm çok özür dilerim de zaten şu anda belki de bir şey var bunu yapan var zaten neden bunu yurtdışından destek aramıyoruz?

Kadir Köymen: Aslında konuyu daha geniş kapsamlı ele alırsak duygu ticaretine geliyor duygu satmak gibi geliyor ve aslında yine o ama insanların duygusal ihtiyaçlarının olduğunu anlarsak pek çok şeyi duygusal çözüm olarak paketleyebileceğimiz yani bir merchandise satarken de t shirt şapka satarken de aslında yine bir başka büyük bir olayın bir hikayenin parçası olmak bir gruba ait hissetmek aslında böyle yine kolunda bileziğiyle deniz kaplumbağasına destek olurken aslında bir şekilde iyi hissetmek ve bazen şey de olabiliyor bazıları da din satıyor mesela yani din duygu ticaretinin bir parçası olabiliyor kimisi de muska satıyor anlatabiliyor muyum? Kimisi de işte bunları satıyor, ama gerçekten de insanların duygularını çok değişik şekillerde paketleyip çok değişik aslında fiziksel objelere çevirip o fiziksel objeleri çok farklı şekillere sokup başka bir duygusal rahatlamayı temsil eden hale sokup pazarlamak. Bir nevi stres bileziklerinden de farkı yok belki de iyice geniş açıdan bakacak olursak ve bunların en temelinde hikayeyi iyi anlatmak ve özgüvenle anlatmak gerekiyor. Bu kabiliyeti de geliştirmek lazım yani bir efsaneyi bir nasıl söyleyeyim bir mitolojik kabiliyetimizin olması lazım, mitolojik hikayeler yaratabilmek, karakterler yaratabilmek, kavramlar yaratabilmek, değerler yaratabilmek ve sonra o değerleri simgelere çevirmek ve sonra o simgeleri satmak, onları pazarlamak gibi bir yatkınlığımızın olması çok önemli. Motiflerimiz vesairemiz organik şekilde gelişmiş şeylerimiz var bunlar birer kıvılcımdır bu kıvılcımların sönmesine izin vermememiz lazım bu kıvılcımları aleve çevirmek ve daha da güçlendirmek lazım çünkü sembolizm çok yüksek bir konu bizler sayıları seviyoruz bizler desenleri hayattaki örüntüleri seviyoruz kimisi burçları seviyor bayağı işte onu takıyor üzerine işte akrebim ben, ben aslanım,yengecim falan o kadar düşmeye hazırız ki sembollere, şekillere ve hikayelere yapışıp kalmaya ve onlara para harcamaya o kadar hazırız ki bunların da güncel yeni güçlü versiyonlarını üretmek konusunda antrenman yapmaya devam etmeliyiz çünkü çok büyük bir ihtiyaç

Ahmet Caner: Güzel özetledi durumu Kadir yani burada çok lafı uzatmaya gerek yok yani bizim onlar okyanusu kurtrıyor ve kaplumbağaları iyileştirip denize salmayı bi marka yapıp satıyorlar. Bizden de biz arkadaş carettaları yapsın dünyaya duyursun emin olun dünyadan bir müşterisi çıkacaktır yani.

Kadir Köymen: Evet gerçekten ne yapıyoruz şimdi bir daha ne zaman bir araya geliyoruz eylülde mi göreşeceğiz, 1001 İş’in devamı için?

Ahmet Caner: 1001 İş’in devamı için eylülde görüşeceğiz, arada yazın belki başka projeler yaparız ama böyle biraz eğlenceli tam güz havasında olsun.

Kadir Köymen: Evet. Daire 101’in Cumartesi günleri saat 14:00 slotu 1001 İş’e rezerveydi şimdi orası boş kalınca oraya bir format uydurmak gerekiyor. Ahmet Bey sende Burak senden hem destek hem fikir bekliyorum sevgili izleyiciler de yorum atsınlar yeni bir format yaz sezonu için format düşünelim o konuda da iyi olur öneriler.

Ahmet Caner: İnşallah.

Kadir Köymen: Bu sezon bize eşlik ettiğiniz için teşekkür ediyorum ben de. Sevgiler selamlar.

Burak Seyman: Evet. Bu sezonu 12 bölüm podcast aynı zamanda son 7 bölümü canlı yayında Twitch’te kaydederek sonlandırdık. Önümüzdeki sezonda görüşmek üzere. Teşekkürler.